25/4/2009 ·
...Lâl.....

 
...
gitmeli mi senin kentinden bir gece vakti,
-sessizce; seni bulabileceğim başka kentlere-
gitmeli mi yüreğim, bağrımda ateşinle
ağzını 'sus'larla bağlayıp.
gitmeli mi, ardındakilerde aklın kalsa da, yüreğini kaptırmayıp
gitmeli mi, gidişleri lütuf bilip,
lâl olup;
söz'ü, içi muhatap bilerek söyleyip...


lâl...
ey ahvali sözümün bıçağı olan, lâl!
ey adını leylâ koyduğum hâl!
'sus'larım sana değildi;
bu kadar alıngan olmamalı sevgi eri.
sözü için(d) e hapset; ama sükûtuna mânâ yükle.
andolsun el-latif'e,
andolsun her halde lütfu saklayan hafîz'e.
lâl oluşun, yüreğinin suyu,
yüreğimin muhafızı,
ahvâlimin vaizi,
mevsimin, sessiz bir senfonisi...

sen bir meryem sükûtunu hal bilir,
susma orucunu tutarsın,
ben bayramı bekleyen oruçlar olurum; hali imar eden,
şimdilerde ben de susuyorum, bir narin hali örüyorum;
/toprağımı öpüyorum, seni yetiştirdi diye/
lale devrimden kalan en kıymeti parçamı sunuyorum edeple;

lâl'im,
sana lâyıktır ömür baharımdan lâlelerim...


/yüreğim,
sana yakıştı bu hâl,
haydi topla lâlelerimi,
mevsimine baharın tadını da al! /
 
...alıntı...
Yorum (0)
10/4/2009 ·
Sümeyye!..

Ammar’ın annesi Sümeyye!..

Yasir’in sevgili eşi Sümeyye!..

Mü’minlerin cefakar annesi Sümeyye!..

Ve...
Ve İslam’ın ilk şehidi Sümeyye!..

Son mübarek dinin, son mübarek peygamberin ilk şehidi...

Evet!.. Evet, türlü işkencelerden sonra
Ebu Cehil’in kalbine sapladığı mızrak ile
şehadet şerbetini içen Sümeyye.

Kocası Yasir ve iki oğlu ile günlerce
işkenceye maruz kalan Sümeyye!

O, müşriklerden işkence gördü.

Ebu Cehil tarafından da şehid edildi.
Kızgın Mekke kumlarının üzerine yatırılıp işkence edilen...

El ve ayaklarına dört deve bağlanan ve develer dört ayrı
istikamete doğru sürülerek kolları ve
bacakları un ufak edilen...

Lat, Menat ve Uzza putlarına imana davet edilen kadın Sümeyye!
ve Rasulü’ne olan imanından canı pahasına vazgeçmeyen...

Ölümü sevgiliye kavuşmak istercesine severek karşılayan...

Dünya ve dünyadaki nimetleri bir çırpıda reddeden...

Küfür nizamının yıkılışını kanı ile çabuklaştıran...

Ve bütün mü’minlerin annesi olma şerefine nail olan
o güzel anne Sümeyye!..

Ebu Cehiller, Ebu Lehebler yine iş başındalar.

Bu kez Sümeyye’nin kızlarına musallat oldular.

Zaten Sümeyye anne ta o gün bunları bizlere haber vermişti.
Gördüğü işkenceler ile...

Akıtılan kanları ile... Ve verdiği canı ile anlatmıştı bize.

“Kızlarıma sahip çıkın” demişti.

“Sahip çıkın benim davamın takipçisi kızlarıma!..

Oğullarım Ammar ve Abdullah bana sahip çıktılar.

Benimle beraber aynı zulüm ve işkenceleri metanetle karşıladılar.

Siz de kızlarıma sahip çıkın” diye haykırmıştı.

Dün Sümeyyeler bedel ödediler.

Bugün de kızları bedel ödüyorlar.




Günümüzün Ebu Cehilleri onları bir bir katlediyorlar!


Yani günümüzün Ebu Cehilleri!..bilirsiniz
siz onlari....

Sümeyye’nin kızları yerlerde sürükleniyor.

Otobüslerle toplanıp dağ başına atılıyorlar. İdam ile yargılanıyorlar.

Hapsediliyorlar. Üzerlerine panzerler sürülüyor.

Pompalı tüfeklerle katlediliyorlar.

Fakat Sümeyye’nin oğulları ortalıkta gözükmüyorlar nedense!

Neredesiniz ey Sümeyye’nin oğuları? Nerelere kayboldunuz?

Nazar mı değdi sizlere? Hangi delikte ’ın vaadini bekliyorsunuz?

Çıksanıza ortaya! Korkmayın!.. İman edin!..

herşeyden daha büyük ve güçlüdür.

Çıkın ortaya artık! Çıkın!..

İman tazeleyin ve Sümeyye’nin oğullarına yaraşır bir biçimde zulme karşı durun!..

Yılmayın.. Ürkmeyin... Dağılmayın...

Eğer ’a inanıyorsanız, siz üstünsünüzdür.

Korkaklık ederek zalimleri üstün hale getirmeyin!

Size sesleniyorum anne ve babalar!..

Okulun önünde kızlarını döverek başlarını açtıran anne ve babalar...

Kızlarını eve hapsedip, günde üç öğün dayak atan anne ve babalar...

Kızların namusuna tabelleş olan cebi dolu kodamanlar...

“Ben sana yardım ederim” diyerek, sahte bir nikah ile
kız çocukların namusuna tebelleş olan ve üç gün sonra
da kapı dışarı eden dini bütün(!) adamlar...

Kızlarının davasına sahip çıkmayan anne ve babalar...

Söyler misiniz, siz kimsiniz?

Sizler kimin oğulları ve kızlarısınız?

Sümeyye’nin mi, yoksa Ebu Cehil’in mi?

Yoooo!.. Sizler asla Sümeyye’nin kızları ve oğulları olamazsınız!

Çünkü o südü bozuk kız ve oğlanlar doğurmadı.

Asla!.. Asla!.. Asla o haramzade çocuklar edinmedi.

Sümeyye’nin kızlarına zulmedenler!..

Sizler, olsa olsa Ebu Cehil’in çocukları olabilirsiniz.
Yanılıyor muyum acaba?..

Hadi, hayır bizler Ebu Cehil’in oğulları ve kızları değiliz deyin! Diyemezsiniz...

Aslınızı inkar edemezsiniz... Ebu Cehil’in izinde olmaktan vazgeçemezsiniz...

Ey Sümeyye’nin elleri öpülesi kızları!..
Eğer kendinize sahip çıkmazsanız,

bu Sümeyye annenin davasına ihanet olur.


Selam olsun sümeyye'nin kızlarına
Yorum (0)
10/4/2009 ·

ÜŞÜYORUM

Bir coşku var içimde bu gün kıpır kıpır
Uzak, çok uzak yerleri özlüyorum
Gözlerim parke parke taş duvarlarda


Açılıyor hayal pencerelerim
Hafif bir rüzgar gibi süzülüyorum


Kekik kokulu koyaklardan aşarak
Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
Bir çeşme başı arıyorum


Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
Mis gibi nane kokularında
Ruhumu dinlemek istiyorum



Zikre dalmış her şey


Güne gülümserken papatyalar
Dualar gibi yükselir ümitlerim


Güneşle kol kola kırlarda koşarak
Siz Peygamber çiçekleri toplarken
Ben çeşme başında uzanmak istiyorum


Huzur dolu içimde
Ben sonsuzluğu düşünüyorum


Ey Sonsuzluğun Sahibi!
Sana ulaşmak istiyorum


Durun, kapanmayın pencerelerim
Güneşimi kapatmayın


Beton çok soğuk
Üşüyorum…


muhsin yazıcığolu

Yorum (0)
2/4/2009 ·


( Bu gün Allah için ne yaptın? )


Bizler Bugün Allah icin ne yaptik?



Zaman başkalaşmış, asır değişmiş. İmanı muhafaza etmek avuçta kor ateşi tutmaktan çok daha zor hale gelmiş.. Adı Ahmet, Mehmet olup da münafık urbasıyla aramızda dolaşan, Lafz-ı Celal-i Subhani'yi güya vird edinen binlerce insan var. Bunları iyi tanımak, bunların oyunlarına gelmemek için son derece dikkatli olunmalı.Bunun için de gönül aynası her daim pırıl pırıl olmalı. Bu yüzden üç kelimeden hareketle neler yapmamız, bu zor çağda imanı muhafaza için, zaman zaman ne tür fedakarlıklarda bulunmamız gerektiğini acizane izah etmeye çalışalım.

Tamir, tahkim, tezyin diye üç kelimemiz var. Yıkık bir binayı yeniden yapma görevi size verilirse siz ilk önce hangisinden başlarsınız? Yıkık binanın içini güzelleştirmeye mi çalışırsınız?




Yıkılmış bir binanın içini tezyin edip güzelleştirmeye çalışan insana güler ve aklından zoru var diye şüphe ile bakarlar. Böyle bir bina için yapılması gereken en önemli iş tamirdir. Tamirle belli bir hale getirilen bu bina daha sonra içeri ve dışarıdan gelebilecek her türlü etkiye karşı tahkim edilmeli. Bu aşama da halledildikten sonra artık sıra binanın tezyinine gelmiştir.

İnsan da aslında tıpkı böyle yıkık bir bina gibi telakki edilmeli. Ruh ve kalbi bozulmuş bir insandan, onun ilk başta kabul edemeyeceği şeyleri isterseniz, ancak sizden ve teklif ettiklerinizden nefret etmesine vesile olursunuz ki bu da kaş yapayım derken göz çıkarmaya benzer. Büyükler bu duruma işaret ederken "muktezayı hale mutabık söz" söylemeye, yani derde göre ilaç kullanmaya büyük önem vermişlerdir.

İmanların akıl almaz bir yangınla tutuşturulduğu, kalabalıkların makas gibi açılarak "durun gitmeyin" diye feryatlarla açılan kolları aşarak cehenneme yuvarlandığı bir çağda tebliğ memurlarının yapacakları en önemli vazife iman kurtarmaktır. Bu yüzden Bediüzzaman Hazretleri "Zaman iman kurtarma zamanıdır" diyerek büyük hakikate işaret etmektedir.


Aynı zamanda o, "Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükselmiş. İmanım tutuşmuş yanıyor, içinde evladım yanıyor. Ben bu yangını söndürmeye koşuyorum." diyerek herkesin bir bardak su ile bile olsa bu müthiş yangını söndürmeye koşması gerektiğine işaret ediyor. Bu kadar önemli bir vazife omuzlarımızda dururken biz, "bu gün Allah  için ne yaptın" sorusunu değiştirerek yeniden sormak zorundayız.

Evet sorumuz "Bu gün Allah  için ne yapmadın" şeklinde olmalı. Zira bütün haramlara giden yolların bu kadar kolay, bu kadar ucuz ve ortalıkta olduğu bir başka çağa şahit olmadı bu yaşlı dünya.


Derdi veren Cenab-ı Hak her dönemde dermanı da vermiş. Dert ve hastalık bu kadar büyük ve tehlikeli olunca onun karşılığı olarak sunulan reçete de aynı oranda etkili olmalı. Asrın doktoru bu konuda yazdığı reçetelerinden birinde 5 madde sıralıyor. Ve bu reçetedeki şu beş ilacı kullanan insanların Allah'ın izniyle kurutulacağını bildiriyor.

"İttiba-i sünnet
Ferâizi işlemek
Kebairi terk
Namazı tadil-i erkanla kılmak
Namaz sonrası tesbihatı yapmak." (Sözler, 462)


Ama bin bir fitnenin bin bir kılıkla sokakları lebaleb doldurduğu bu çağda bunları yapabilmek her babayiğidin harcı değildir.

Günahın
her türlüsünün bu kadar çekici, nefsi cezp edici, bu kadar serbest, bu kadar ucuz ve bol, bu kadar orta yerde olduğu ikinci bir çağ ve dönem yaşanmış mı acaba? Böyle olduğu içinde bu çağ içersinde önce günahın bu uzun eli ve dilinden, görüntüsünden başlamalı işe. Günah atmosferinde yaşadığı için elini, dilini, gözünü ve gönlünü günahlardan temizleyemeyen insana siz sevap işlemenin, manevi ortamlarda yunup yıkanmanın hazzını duyuramazsınız.

Şimdi önce kendisini sevaplarla çepeçevre kuşatan bir insan prototipi çizelim… Yaptığı ticari bir ortaklıkta ortağın son derece sadık ve dürüst olan, komşusunun karısına-kızına yan gözle bile bakmayan, her gördüğü fakire sadaka veren, bütün akrabalarıyla çok iyi diyaloglar içersinde olan, namazlarını asla aksatmayan, çoğunu camide cemaatle kılan, zekatını veren, orucunu tutan, bütün bir gençliğin sorumluluğunu omuzlarında hissederek canu gönülden bu genç neslin günah seylaplarında, yaban ellerin önlerine kurdukları tuzaklarda yitip gitmemesi için üzerine düşen maddi manevi bütün sorumlulukları yerine getiren…

Buna daha eklenecek yüzlerce Allah'ın yapılmasını istediği sevaplar ekleyebiliriz. Herkesin böyle olmasını istemek aslında bütün bir toplumun huzur iklimine dönmesini istemektir.

İnsan
böylesine sevaplarla kuşatılmış bir hayat yaşayamıyor diye kendini büsbütün günahların alıp götürücü, götürüp batırıcı habis dalgalarına bırakmamalı. Bilakis aklı varsa böyle bir insan böyle olmaya giden yolun günahlarla arasında bir set oluşturmaktan geçtiğini bilmeli ve en ufağından başlayarak böyle bir set oluşturmaya niyetlenmeli.

Zira hadisin ifadesiyle
"İnsanı günahlara doğru götüren yol nefsin hoşuna giden şeylerle çevrili." Böyle olduğu için de nefislerin ateşe koşan kelebekler gibi günaha koşmaları daha kolay. Bu yüzden gençliğin imanı için çalışanların işleri oldukça zor. Zaten var olan bu zorluktan dolayı "Bir insanın hidayetine vesile olmak dünya ve içindeki her şeyden daha hayırlıdır" denilmiştir. Bir başka yer de de "Bir şeyi Allah  rızası için yapmak ihlas olduğu gibi, bir şeyi Allah için terk etmek de ihlastır" buyrularak nefsin bütün istek ve arzusuna rağmen Allah'tan yana tavır koymanın da ihlas olduğuna vurgu yapılmıştır.

Şimdi biz günlük hayatımızda Allah için terk ettiğimiz, yapmadığımız belli başlı olayları sayarak durduğumuz yeri belirlemeye çalışalım.

Bu gün Allah  için hiç gıybet yapmadım.


Bu gün Allah için hiç harama bakmadım.

Bu gün Allah için hiç harama el uzatmadım.

Bu gün Allah için hiç yalan söylemedim.

Bu gün Allah için hiç namazımı son ana bırakmadım.

Bu gün Allah için hiç virdimi aksatmadım.

Bu gün Allah  için hiç kalp kırmadım.

Bu gün Allah için hiç başkalarında kusur aramadım.

Bu gün Allah için hiç israf yapmadım.

Bu gün Allah için hiç malayani ve boş şeyler konuşmadım.

Bu gün  Allah için hiç trafikte gözü açıklık(!) yaparak kimsenin sırasını almadım.

Bu gün Allah  için hiç Nam-ı Celil-i Subhani'yi gittiği her yere götüren Allah dostları hakkında suizanda bulunmadım.

Bu gün Allah  için Müslümanlara zararları yüzyıllardır bilinen çevrelerle anlaşılmaz bir hırs ve çekememezlik yüzünden iş birliği yapmadım.

Dünya ve dünyalık için, mevki makam hırsıyla hiç kimseye iftira atmadım, bir tek gönlü bile kırmaktan yılandan akrepten çekindiğim gibi çekindim.

Bu gün Allah  için hiç faize el uzatmadım.

Bu gün Allah  için hiç yetim hakkı yemedim.

Bu gün Allah  için hiç insanların ellerindeki avuçlarındakini "ortak olalım" diyerek alıp üzerine yatmadım

Hiç şüphesiz bunların sayısını da çoğaltabiliriz. Günlük hayatımızı yaşarken az da olsa günaha karşı böyle mesafeli bir duruşla yaşamaya gayret edersek, zaten sonsuz merhamet sahibi Rabbi Rahimimiz de sevap yollarını kolaylaştıracaktır. Bir kere sevap yolu kolaylaşan insanın dünyası da ahireti de Allah'ın izniyle cennet asa baharlara dönecektir. Böyle insanlara bir de Cenab-ı Hakk'ın müjdesi var: "Şüphesiz iman edip salih ameller işleyen, namazı dosdoğru kılan ve zekatı verenlerin mükafatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır." (Bakara, 277)


İstikamet bu yönde olduktan sonra başkaları ne derse desinler, ne iftiralarda bulunurlarsa bulunsunlar, sizin bulunduğunuz ufku Kur'an bildiriyor. "Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır" Yani Korkmayın, gevşemeyin, inanıyorsanız mutlaka üstünsünüz. Siz Allah 'a hakkıyla itimat edin Allah, kendisine ve peygamberlerine düşman olanların hakkından gelecektir.

M.F.Gülen

Yorum (0)
2/4/2009 ·

bir yiğit vardı [Bu yazıyı izle]



bir yiğit vardı gömdüler şu karşı bayıra
arkadan kefenini gömleğini soydular
aman kalkar deyip üstüne taşlar koydular
bir yiğit vardı gömdüler şu karşı bayıra

yiğidim hele anlatıver olup biteni
sen dertli vatan dertli oturup ağlayalım
ağlayıp sinelerimizi dağlayalım
yiğidim hele anlatıver olup biteni

ses ver yiğidim ses ver yoksa beni duymuyormusun
asırlar varki hep hayalinle oynaşıyorum
kalkıp geleceğin ümidiyle yaşıyorum
ses ver yiğidim ses ver yoksa beni duymuyormusun

sırtımda ardan bir gömlek yılların vebali
ümitle ışıldayan gönlüm seni bekliyor
kah göklerde uçup kah yerlerde emekliyorum
sırtımda ardan bir gömlek yılların vebali

her tarafta harab eller baykuşlara bayram
köprüler yıkılmış ve yollar yolcusuz
gelip uğrayanı kalmamış çeşmeler susuz
her tarafta harab eller baykuşlara bayram

iradelerde çatırtı ruhlarda müthiş şok
tarihi yağmaladı bir düzine talihsiz
değerler altüst oldu mukaddesat sahipsiz
iradelerde çatırtı ruhlarda müthiş şok

tıpkı rüyalarda olduğu gibi diril gel
beyaz atın üzerinde bir sabah erken
gözlerim kapalıruhumda seni süzerken
tıpkı rüyalarda olduğu gibi diril gel

Fethullah Gülen

Yorum (1)

« Önceki :: Sonraki »