14/9/2008 ·
BUGÜN BİR iyilik yapın kendinize...
Bir selam verin sevdiklerinize.
Yağmur damlalarıyla halleşin yahut...
Eski günlerdeki gibi masal diyarında yolculuğa çıkın şöyle bir.
Hatırlayın hayalin ne kadar uçsuz bucaksız olduğunu.
Çünkü hayal, hayatın rengidir, tadıdır, tuzudur.
En fakiri zengin eder hayaller.
Çünkü cebi dolu, hayal dünyası boş insanlar vardır her yerde.
Kâinatta zerreyi göremeyenlerin yanında,
Zerrede kainatı görenlerden olun.

Bugün bir iyilik yapın kendinize...
Dostlarınızla güzel bir yemek paylaşın.
Tebessüm edin minik bir çocuğa.
Vedalaşın sonbahar yapraklarıyla.
Çayınızın her yudumunda,
İçinize dolan ılık sevinci paylaşın.
Ve paylaştıkça çoğalsın güzellikler.

Bugün bir iyilik yapın kendinize...
Işığı seyredin bugün.
Alışılmışın dışında bir kitap edinin.
Sayfalarda gezindikçe, dünyanıza bir dünya daha katın..

Bugün kendinize çok büyük bir iyilik yapın...
Sevin en küçüğünden en büyüğüne herkesi, herşeyi.
Ki Rabbiniz de sevsin sizi.

Bugün bir iyilik yapın kendinize...
Gelmeyen dolmuşunuzu beklerken, sabırdan ışıltılar sunsun gözleriniz.
Öfkeden kaşları iki büklüm olmuş bir hanıma tebessümü öğretsin.
Nakış nakış işlensin ruhunuza mutluluk...

Bugün çok önemli bir başka iyiliği de unutmayın kendiniz için...
Dua edin herkese.
Vermeyi sevenden, vermekten usanmayandan isteyin isteyeceğinizi...
İstemekten usanmayın.
Hep iyiyi, hep hayrı isteyin.
En çok da başkaları için isteyin ki,
Sizin dua gönüllüleriniz melekler olsun.
Düşen her yaprağa verdiğiniz selamı alan melekler olsun duacınız...

Bugün bir iyilik yapın kendinize...
İçini sonbaharda olabildiğince boşaltıp rahatlayan göğün derdini dinleyin.
Sohbet edin kuşlarla.
Kedileri ürkütmeden geçtiğiniz duvar kenarlarına bir parça ekmek bırakın bazen.
Ve bir de yağmur sularıyla oyun oynayın.
Şıpırtılar içinde koştuğunuz cadde küsmesin size.
Karanlık sandığınız gece ümitlerinizle aydınlansın.

Bugün bir iyilik yapın kendinize...
Ne olur, bugün ümit edin.
Bugün hayal edin.
Bugün düşünün.
Bugün paylaşın.
Bugün sevin herkesi ve herşeyi.

Bugün bir iyilik yapın kendinize...
Gecenin karanlığı korku vermesin size.
Düşünün; dünyanın bir diğer diyarı aydınlıktır şimdi.
Çok korkuyorsanız, rüyalarınızı seyretmeye başlayın hemen.
Orada güneş kadar aydınlık mekânları dolaşın.
Yahut diğer tarafına gidin dünyanın.
Güneşle kovalamacılık oynayın.
Gerek de yok bunlara aslında bugün.
Çünkü karanlık da olsa güzeldir geceler.
Günün bitiminde yarın için tohumlar ekeriz ya yüreğimize...
Ya da hayaller kurarız yarın için...
Bugüne dair şükürler ve yarına dair ümitlerle kapatın bugün gözünüzü...

Bugün bir iyilik yapın kendinize...
Ne yapacaksanız, en güzeli, onu 'bugün' yapın.
Bereketlendirin bugünü.
Gelmeyen günden önce ve giden dünden sonra.
Böylece aydın olsun bir ömür.
Herkesi aydınlatsın.
Yaşamayanlara ibret olsun.
Şevklendirsin yaşayanları.
Lezzet dolsun saniyeler.
Zerreler adedince şükürler olsun.
Rabbimiz her daim bizimle,
Ve yüreğimiz Rabbimiz ile dolu olsun.
Âmin...
14/9/2008 ·

TARİFSİZLİĞİN TARİFİ

Aşk mı dedin gülüm, dur hele…Biraz da biz tarif edelim, birazda biz tarifsizliğin tarifini yapalım..

Ne yağacak yanlızlık sahralarına?

Aşk, kime göre yanmak, kimine göre gül, kimine göre de bülbül, bazılarına bakarsak, Hz. Yusuf, bazen de Züleyha... Biz hiç bakabildik mi gönül penceresinden haa…

Bazen parıltılı bir efsane, bazen şiir-âne.. Bazen de, gönül kalemiyle çizilen ve anlatılan avâre.. Aşk dedik ya gülüm çaresizlik değil, çare üretmektir çaresizliğin gölgesinde …

Aşk, yanmak değil, İbrahim-î bir muhabbetle yanmaktır…

Aşk, Mevlanâ değil, onun özüdür..
Aşk, Yusuf değil, onun hayasıdır..

Aşk, Yunus değil, onun sevdasıdır… Bence aşk odundur gülüm odun… Şaşırma bakma öyle tuhaf tuhaf yüzlere, doğru duydu kalp kulağın, odun diyorum.. Hani şu Yunus’un dağdan muhabbetle kestiği, aşka hangisi yakışır deyip muhasebe ettiği, kalem gibi bulmak için saatlerin verdiği odundan bahsediyorum… Muhabbet kapısından eğri girilmez…Şerefliler kapısından nefsine uyanlar geçemez… Zoru bulmak değil zora kolay sıfatını koyabilmektir..

Aşk, güller arasında sevgiliğe hitap değil, dikenlerin arasından dikenlere dokundurmadan sevgiliyi geçirmektir…

14/9/2008 ·
"Senden iyi olmasın!" mı?

Pek tatlı bir nezaket cümlemiz vardır. Birisinin yanında bir başkasını övüyorsanız, “Senden iyi olmasın!” dersiniz! Sadık Şanlı kardeşimin o incelik dolu anlatısını okuduğumdan beri bu iltifata itiraz ediyorum:
“...kapının zili çaldı. Karşımda uzun zamandır görmediğim bir dostum. Selamlaşıp, kucaklaştık. Çay eşliğinde uzun bir sohbet için salona geçtik. Nasıl geçtiğini anlayamadığımız üç koca saatin ardından misafirim ‘Geç oldu, bana müsaade’ diyerek noktayı koydu ve kalktı. Ona eşlik ettim. Sokağın başına vardığımızda ‘Şimdi ayrılık vakti. Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşallah’ diyerek elini uzattı. Kucaklaşırken, dostumun ettiği duaya alışkanlıkla ‘amin’ dedim. Eve dönerken, arkadaşımın veda sözleri takıldı aklıma. Düşündüm, düşündükçe ürperdim. Bu bir dua idi. İlk kez duyduğum yaman bir dua. Gayri ihtiyari birkaç kez tekrarladım. Sıcacık duygularla doldum. Bir şey tarafından kuşatılmıştım. Bütün benliğimi dolduran güzel bir şey.
Ertesi gün ilk işim arkadaşımı telefonla aramak oldu. Nedir, nereden duydun diye sordum. Bu özlü duadan çok etkilendiğimi anlayan dostum, ‘Hz. İsa Aleyhisselam’ın, Peygamber Efendimizin (asm) geleceğini müjdelediği sözmüş bu’ dedi. Ne güzel dua imiş! ‘Tuttum bu duayı’ dedim. Güldü ve ‘o halde hiç bırakma.’
Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşallah.”

İsâ’ya (as) ve O’nun müjdelediği En İyi’ye (asm) hürmeten: Kalktığım koltuğa benden iyisi otursun. Sustuğum anda benden iyisi konuşmaya başlasın. Olmadığım odaları benden iyiler doldursn. Yetişemediğim yerlere benden iyiler yetişsin....

“Senden iyi olmasın!” diyen dostlarımın bu duasına, İsa Aleyhisselâmın duasına “amin” deme hatırına “amin” diyemeyeceğimi söylüyorum. Şaka yollu, “Bana beddua ediyorsun galiba!” diyorum. “Ya benden iyiler olmasa, ne ederim ben bu dünyada? Kim beni şaştığında uyaracak? Kim beni hüzne düştüğümde teselli edecek ki... Sonra peygamberlerin kavimleriyle yaşadıkları imtihanları hatırlıyorum. O toplulukta o peygamberden iyisi yoktu! Ama nasıl acılar çekti? Ne dayanılmaz sıkıntılara göğüs gerdi?
“Benden iyi(ler) olsun elbette.. Bende peygamber yalnızlığına sabredecek iyilik yok ki!”
5/9/2008 ·
En_Sevgiliye
Helaldir kopya çekmek. Yada benzemeye çalışmak eskimemiş eskilere. Utanma ve çekinme. Bak garantisini veriyorum, helaldir dedim ya neden hala bakıyorsun bana öyle;

Râsulullah (SAV) çocuklara güler yüz gösterdi. Kopya çekip güleryüz gösterdin mi sen de çocuklarına ?

Abdulkadir Geylani Ana sözü dinledi, hadi durma bir kopyada burdan çek ve sakın çıkma sözünden Annenin. Nice alimler ser verdi , sır vermedi bu yolda. Sen de kopya çek ve sakın sır verme, serine mal olsa da.

Ama hala bakıyorsun. Halbuki ne güzel olurdu değil mi şimdi bir başkasının yaptığı evi çekememek ve aynısını inşa etmek tam karşısına. Hatta daha yükseğini, en büyük benim dercesine, haşa ! Yada ne güzel olurdu başkasının ilmini çalmak “ben yaptım” edasıyla. Hırsızlık yapmak yada ve görmezden gelmek yıllarca verilmiş emekleri.

Kusura bakmayın bu kopya değildi kastettiğim. Kastettiğim bir kopyası olmaktı Rasulullahın ya da teslimiyetin bir örneği olmaktı Sümeyye R.A gibi. Ebubekir misali Sıddık, Ömer misali Adil , Osman gibi iffetli ve Aliyane cesur olmaktı kastettiğim. Hadi ey Müslümanlar, minarenin günde 5 defa haykırışı boşa değil. Her defasında kopyasını çek diyor sana İSLAMın. Bu kopya helal. Bu kopya caiz. Bu kopya Cennet'e götürecek seni, firdevslerden uçuracak Melekler gibi…

Sen merak etme, sen İSLAMı kopya çek. Bunun cefasını çekenler çekti. Kızgın çöllerde kayaları dost edindi bilaller. Ammar Bin Yasirlerin gözleri önünde Anaları ve Babaları katledildi.

PEKİ NEDEN BİLİYOR MUSUN ?

Neden Bilal Çölde kızgın taşlar altında ezildi ? Neden bir sahabe savaş esnasında Rasulullah (SAV) a gelen oka başını siper etti ? Sence nedendi Selahaddin Eyyubinin derdi ? Fatih Sultan Mehmet Hânın gayreti ? Akşemseddinlerin, Hacı Bayram-ı Velilerin küfre karşı mücadelesi ? Nedendi sence yanık yanık Ezan okuyuşu Habeşinin ?

Hepsi ama hepsi sen kopya çekesin diye. Bir kopyası olasın diye İSLAMın. Eğer olurda bu kopyayı çekemeyecek olursan, hazırla kendini bütün bunların hesabını vermeye.


Alıntıdır...
5/9/2008 ·

Neydin sen..?

 

Neydin Sen!. Bir rüzgâr mıydın da, şöyle bir esip geçtin? Yapraklarını döküp dallarını kırdın içimdeki duygu çınarının! Yüreğime ebediyyet arzusunun çekirdeğini bıraktın; bedenim alev alev tutuştu böylece. Sonsuz hayat, az ötede dikilip duran müşahhas bir varlık kadar yaklaştı ruhuma.

Neydin sen! Bir ışık demeti miydin de RABBİM bu demeti, çok güzel yarattığı nâdide bir kalıp içinde sundu bana?.. Bir ayna mıydın ki, gözlerimi kaybettim içinde ve şimdi ne seni, ne de kendimi görebiliyorum? Neden bir an, pencerelerine varana değin açtın bana gönlünü? Sonra bir başka diliminde zamanın, esrarlı bir havaya bürünüp kapılarını bile kapattın yüzüme!

Yoksa mevcut değil miydin? Kuru bir ısırgan dalı mı sarstı beni? Ebediyyete yönelik sevgi ve hasrete susamış kalbim,aslında mevcut olmayan seni, bu kuru ısırgan dalında hissedip de, aşka mı geldi?.. Şimdiye değin yaşadıklarım, körebe oynayan bir romantizmin köpüklerimiydi?..

Neydin sen?!.. Gökten avuçlarıma düşen bir damla su mu? Kalbimin yangını bütün hücrelerimi sarınca buharlaşıp kayboldun. Sonu gelmeyen bir heyecan mıydın ki kendi ellerimle hazırladım sonunu?.. Yoksa bu zavallı gönlümle yıkılmaz bir kule olarak mı algıladım seni ve sen bir kuştüyü olarak uçup kayboldun gökyüzünde?..

Bir şiirmiydin? içimi doldurdun gizemli mısralarınla,intizârınla. Şimdi her mısra boşluğa asılıp kaldı,yapayalnız..

Bir masal mıydın, kuşların geceleyin ruhuma anlattığı? Bir efsane miydin,çağların
ötesinden kopup gelen? Yoksa bulutların kulağıma fısıldadığı bir nağme miydin?

Seninle farkına vardım içimin ücra köşelerinin. Karanlıklar içinde bırakılmış onurumuzu kurtarmak için bilendim seninle. Kıskacına sıkıştığım fasit bir daireyi, sathî endişeler çemberini kırdım sayende. Sayende adımlarımı yeniledim. İnce bir alev gibiydin ama o alev bir yığın dinamiti ateşleyecek güçteydi..

Neredesin şimdi?.. Hangi tomurcukta? Hangi iklim ve mekanda? Bu günde mi, dünde misin? Hayalde mi düşte misin? Dağlara bakıp seni hatırlıyorum, yollara bakıp seni! Dünyamı menekşe renginle bürüyüp kayıplara karışmasaydın, dağlar bana acıyarak bakmayacak, yollar gözümün yaşını silmeyecekti? sana bir yabancı gibi uzaktan seslenmek yerine, yüreğimde ağırlayacaktım seni. Aaah bir kaldırabilseydim simsiyah perdeleri!.. Yolları yumak yumak sarabilseydim avuçlarımda! Dağları devirebilseydim!... Hepsinden daha da önemlisi, çıkarabilseydim sırtımdan hicran gömleğini? Vuslatı yudumlayabilseydim!..

Aaah, ah!..

Bazen bir yağmur damlasının, bir çiçek yaprağının, bir rüzgâr perisinin bakışlarında buldum o mağrur, dimdik ve tavizsiz tavrını. Sesin bazen ıssız bir köşede yankılandı defalarca, yılmadan ve dikkatle dinledim seni.

Fevkalâdeydin..

Anlayamadığım şu ki, benden başkaları niçin bunun farkına varamayıp, sendeki mücerred câzibeyi görmüyorlar?.. Fakat biliyorum ki, ne her sevgili Leyla'dır; ne de her yürek Mecnun'a aittir.

Ah bir yeterince anlayabilseydin beni!.. Ne bir âyinden arta kalan duygu kırıntısı, ne de bir şehrâyinden sızan aldatıcı ışıktır sevgim!..


iskender pala

« Önceki :: Sonraki »